11 Haziran 2012 Pazartesi

BANKA MEMURUNUN DOLANDIRICILIĞI Yargıtay Kararı

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2000/6-200

K. 2000/243

T. 12.12.2000

• DOLANDIRICILIK ( Kamu Bankası Memuru - Dolandırılanların Hesaplarından Habersiz Aktarımların Yapıldığı Belirlenen Mevduat Sahibi Gerçek Kişiler Değil Banka Tüzel Kişiliği Olduğu )

• BANKA MEMURUNUN DOLANDIRICILIĞI ( Dolandırılanların Hesaplarından Habersiz Aktarımların Yapıldığı Belirlenen Mevduat Sahibi Gerçek Kişiler Değil Banka Tüzel Kişiliği Olduğu )

• BANKA TÜZEL KİŞİLİĞİNİN DOLANDIRILMASI ( Değişik Kişilere Ait Mevduat Hesaplarından Virman Yapmak Suretiyle - Dolandırılanların Mevduat Sahipleri Kabul Edilemeyeceği )

• SUÇLARIN İÇTİMA ETTİRİLEMEYECEĞİ ( Değişik Kişilere Ait Mevduat Hesaplarından Virman Yapmak Suretiyle Banka Tüzel Kişiliğinin Dolandırılması - Teselsül Halinde İşlenmiş Tek Suç Bulunduğu )

• TESELSÜL HALİNDE İŞLENMİŞ TEK SUÇ ( Değişik Kişilere Ait Mevduat Hesaplarından Virman Yapmak Suretiyle Banka Tüzel Kişiliğinin Dolandırılması - Suçların İçtima Ettirilemeyeceği )

765/m.80,503,504,522

4389/m.10/3

ÖZET : Kamu bankasında memur olan sanığın, değişik kişilere ait mevduat hesaplarından virman yapmak suretiyle ve mahsup fişlerinin ancak iki yetkili imzasıyla tekemmül edebileceğinin bilincinde olarak, fişleri ya imzaya sokmadan imha etmek ya da personel yetersizliğinden kaynaklanan iş denetimindeki boşluktan yararlanmak suretiyle, imzalatmaksızın işleme koyması banka tüzel kişiliğini dolandırmaktır.
Dolandırılan, hesaplarından habersiz aktarımların yapıldığı belirlenen mevduat sahibi gerçek kişiler değil, banka tüzel kişiliğidir. Bu durumda, içtima ettirilmesi gereken ayrı ayrı suçlar değil, teselsül halinde işlenmiş tek suç bulunmaktadır.
DAVA : Görevi kötüye kullanmak suçundan sanık Çetin Topaç'ın, suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek TCY.nın 504/3-7-son, 80, 522/1. maddeleri uyarınca 6 yıl 12 ay ağır hapis ve 2.190.000.000 lira ağır para cezası ve fer'i ceza ile cezalandırılmasına ilişkin İnebolu Ağır Ceza Mahkemesince 30.12.1999 gün ve 62-74 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 17.04.2000 gün ve 2923-2479 sayı ile;
"1- Oluşa, dosya içeriğine ve mevcut delil durumuna göre sanığın, müşteki Mehmet Olcay Y.'a yönelik eylemin TCK.nun 504/3, 80, 522/1, Gübre destekleme ödemeleri hesabı ile Çiğlerik Tarım Kredi Kooperatifi hesaplarından yaptığı aktarımların ayrı ayrı TCK.nun 71, 504/3-7-son, 80 ve 522/1. maddelerine, Nurullah Karaman ve Abidin Gürsoy isimli şahısların hesaplarından yaptığı aktarımların da yine ayrı ayrı TCK.nun 71, 504/3, 522/1. maddelerine uyan suçu oluşturduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
2- Kabule göre de;
TCK.nun 522. maddesinin pek fahiş değere ilişkin hükmünün uygulanması sırasında yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden cezanın en üst oranda artırılması" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 01.06.2000 gün ve 20-30 sayı ile ( 2 ) nolu bozma nedenine uyarak gereğini yerine getirmiş, ancak ( 1 ) nolu bozma nedenine karşı;
"Sanık, mevduat sahibi gerçek ve tüzel kişiler ile TCK.nun 503. maddesinde tanımı getirilen bir biçimde birebir ilişki kurmamıştır. Birebir ilişkinin kurulmadığı bir durumda, karşı tarafın kandırılmasına-aldatılmasına yetecek nitelikte hile ve desise yapılması suretiyle, mevduat sahiplerinin hataya düşürüldüğü vakasının varlığı kabul edilemez. Bu nedenle sanığın, şubede hesapları bulunan mevduat sahipleri yönünden, TCK.nun 503. maddesinde tanımı yapılan dolandırıcılık suçunu işlediğini kabul etmek olanaksızdır.
Gerçekte mahkememiz, bozmaya konu olan 30.12.1999 tarih, 1997/62 E. 1999/74 K. sayılı kararın son paragrafında "... sanığın, müdahil kamu bankasını nitelikli olarak müteselsilen dolandırdığını..." açıklayarak, değişik mevduat hesaplarından virman ( aktarma ) yapmak suretiyle mevduat sahiplerini değil de, kamu bankasını dolandırdığını; kurduğu hükme dayanak olacak şekilde açıkça vurgulamıştır.
Ancak, sanığın bu yöntemlerle ve mahsup fişlerinin ancak iki yetkili imzasıyla tekemmül edebileceğinin bilincinde olarak, fişleri ya imzaya sokmadan imha etmek ya da personel yetersizliğinden kaynaklanan iş denetimdeki boşluktan yararlanmak suretiyle, imzalatmaksızın işleme koymak suretiyle banka tüzel kişiliğini dolandırdığı tartışmasızdır. Somut olayda dolandırılan, hesaplarından habersiz aktarımların yapıldığı belirlenen mevduat sahibi gerçek tüzel kişiler değil, banka tüzel kişiliğidir.
4389 sayılı Bankalar Yasasının 10/3. maddesi de bankaların mevduat sahiplerine karşı sorumluluğunu düzenleyen kurallar getirdiği için, banka tüzel kişiliğinin; şube görevlisi sanık tarafından hesaplarından habersiz aktarımların yapıldığı gerçek ve tüzel kişilere karşı bu aktarımlardan doğan sorumluluğu devam etmektedir." gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık ve Yerel C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu gereği konuşulup düşünüldü.
KARAR : Sanığın, suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek dolandırıcılık suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık genelde bu suçun bankaya mı yoksa gerçek ve diğer tüzelkişilere mi karşı işlendiği ve bu nedenle özelde, eylemlerinin teselsül eden tek suç mu yoksa, içtima ettirilmesi gereken ayrı ayrı suçlar mı oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
TCY.nın "Mal Aleyhine İşlenen Cürümler" başlığını taşıyan onuncu babının 503 ve 504. maddelerinde düzenlenen dolandırıcılık suçu, "bir kişiyi kandıracak nitelikte hile ve desiseler yaparak hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya bir başkasına haksız çıkar sağlamaktır." Bu suçun unsurları yasanın 503. maddesinde düzenlenmiş olup, oluşabilmesi için;
a ) Fail tarafından hile ve desise yapılmalıdır. Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım hareketlerde bulunulmalıdır. Örneğin failin maddi bulguları gizlemesi, mevcut bulguları ortadan kaldırması veya bu bulguların ortaya çıkmasını engellemesi ve bunları saklaması gerekir.
b ) Yapılan hile ve desise bir kimseyi kandırabilecek nitelikte olmalıdır. Hile ve desisenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, failin durumu, mağdurla olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, gizlenen veya değiştirilen belgelerle gerçek olduğundan bahisle gösterilen belgelerin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
c ) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir çıkar sağlanmalıdır. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hile ve desise yapmalı, verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, nesnel kişisel ölçüler gözönünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarardır. Hile ve desise kullanılarak hataya sevk edilmeden önceki ve sonraki mal varlığı tespit edilmek suretiyle zarar belirlenecektir.
Yasanın, 21.11.1990 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 3679 sayılı Yasanın 16. maddesiyle değiştirilen 504. maddesinde ise, toplumdaki ekonomik, sosyal ve toplumsal gelişmelerle birlikte suç eğilimi de gözönünde tutularak zararın ağırlığı veya kullanılan hile ve desisenin niteliği de dikkate alınmak suretiyle dolandırıcılık suçuna ağırlatıcı nitelikte etkili nedenler sekiz bend halinde düzenlenmiştir.
Somut olayda, Ziraat Bankası Küre Şubesinde sözleşmeli takip memuru olarak görev yapan sanık Çetin Topaç'ın, bankanın müşterilerinden Mehmet Olcay Yavuz'a verilmek üzere kasada bekletilen boş çek karnelerinden bir cildini alarak, memure Sebahat Camadan'ın şifresini kullanıp bilgisayara yüklediği, sahte imza atarak düzenlediği çekleri ciro etmek suretiyle kullandığı anlaşılmaktadır. Sanığın, kullandığı çeklerin karşılığını, gününde hesapta oluşturmak için, 03.09.1996 tarihinde banka müşterilerinden Nurullah Karaman'ın hesabından 100.000.000 lirayı Mehmet Olcay Yavuz'a ait hesaba sahte imzalı tediye fişi düzenlemek suretiyle aktardığı, tahsil fişini ise vezneye göndermeyerek karşılık olarak gösterdiği; 09.09.1996 tarihinde ise Nurullah Karaman'ın bankaya gelmesi üzerine durumu anlamaması için, bu kez zirai kredi müşterisi Abidin Gürsoy'un hesabına borç yazdığı 100.000.000 lirayı bu şahsın hesabına aktardığı; 23.09.1996 tarihinde 51.000.000 lira, 30.09.1996 tarihinde 170.000.000 lira, 11.10.1996 tarihinde 244.000.000 lira ve 07.11.1996 tarihinde 50.000.000 lirayı Çiğlerik Tarım Kredi Kooperatifinin bitkisel üretim kredileri hesabından Mehmet Olcay Yavuz'a ait hesaba virman suretiyle aktardığı, bu suretle keşide ettiği çek bedelleri için karşı şubelere provizyon verilmesini sağladığı;
Ayrıca, 05.02.1997 tarihinde süt destekleme ödemeleri karşılığı hesabından 65.000.000 lira ve 20.02.1997 tarihinde gübre destekleme ödemeleri karşılığı hesabından 100.000.000 lirayı kendi tasarruf hesabına aktarmak suretiyle aynı gün hesaptan çekerek kullandığı sanığın savunmaları, müfettiş raporu, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamıyla sabittir. Sanık, zirai krediler servisinde görevli olup imza yetkisi bulunmamakta, bu eylemleri gerçekleştirirken düzenlediği fişleri ya ortadan kaldırmak ya da iş yoğunluğundan ve personel azlığından yararlanmak suretiyle diğer fişler arasına karıştırarak denetimini engelleyecek şekilde gizlemektedir.
Görüldüğü gibi uyuşmazlığın çözümü, sanık tarafından işlenen dolandırıcılık suçunun bankaya karşı mı yoksa, bankanın müşterileri olan gerçek ve tüzel kişilere karşı mı işlendiği sorusunun yanıtına bağlıdır. Bir başka anlatımla, bu dolandırıcılık suçundan kimin zarar gördüğü saptanmalıdır. Çünkü, dolandırıcılık suçunun hataya düşürülen mağduru ile bu eylemden zarar gören mağduru aynı kişi olabileceği gibi, değişik kişiler de olabilirler.
Ayrıntıları Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.06.1994 gün ve 178-398 sayılı kararında da açıklandığı üzere, birer güven kurumu olan bankalar aldıkları mevduatları, mudilere istendiğinde veya belli bir vadede aynıyla veya misli olarak geri vermekle yükümlüdürler. Bu yükümlülüklerinin bir sonucu olarak, mevduatları sahtecilere karşı özenle korumak zorundadırlar ve nesnel özen borcunun gereği olarak hafif kusurlarından dahi sorumludurlar.
Her suçta zarar gören bir taraf bulunması zorunludur. Suç hem toplumu diğer bir anlatımla organize toplum olarak Devleti, hem de bireyleri zarara uğratabilir. Bu zararların önem ve derecesi suça göre değişir. Her suçta devletin zarar gördüğü kabul edilse bile bu durum bireylerin suçtan zarar görmediği anlamına gelmez. Ancak suçtan zarar görenin "taraf sıfatını alabilmesi için yargılanacak bir uyuşmazlığın ortaya çıkması, koğuşturmanın başlaması gerekir. Tüzel kişiliği haiz kuruluşların zararları da bu bağlamda bireysel zarar niteliğindedir. Suçtan bireyin de zarar görmesi halinde zarar gören bireyin nasıl belirleneceği ceza yargılamasında önemli bir konuyu oluşturur. CYUY.sında bazen "tecavüz olunan şahıs", "bazen suçtan zarar gören kimse", bazen de "mutazarrır" olarak tanımlanan gerçek veya tüzel kişi belirlenirken, kamu davasına katılmasının sakıncalarını bir anlamda azaltabilmek için dar yoruma başvurulmalıdır. Ancak zarar deyimi, suçun ortaya çıkardığı tehlikeyi de içine alacak şekilde yorumlanmalıdır.
Somut olayda, sanığın kullandığı hile ve desise bankaya yöneldiği gibi banka, hesaplarından usulsüz aktarmalar yapılan gerçek ve tüzel kişilerin hesaplarındaki bu azalmadan sorumludur. O halde banka, sanığın işlediği dolandırıcılık suçunun hem hataya düşürülen hem de zarar gören mağdurudur. Hesaplarından aktarma yapılan gerçek ve tüzel kişilere yönelmiş bir hile ve desise bulunmadığı gibi, bu kişilerin hesaplarında bir azalma olmadığı kabul edildiğine göre ekonomik anlamda bir zararları da sözkonusu değildir. Bu nedenle sanığın, hile ve desise kullanarak hataya sevk ettiği banka bu eylemlerden zarar gördüğüne göre, artık katılan bankaya karşı işlenmiş teselsül eden tek bir dolandırıcılık suçu bulunmaktadır.
Öte yandan, bankanın aracı olarak kullanılması yoluyla dolandırıcılık suçunda hukuka aykırı bir şekilde elde edilen banka bilgi ve belgelerinin kullanılması suretiyle haksız çıkar sağlanmaktadır, TCY.nın 504. maddesinin 3. bendinde düzenlenen bu halde, maddede belirtilen kurumlara duyulan güven uyarınca, hile ve desise daha kolay yapılmakta, mağdurun araştırma eğilimi ortadan kaldırılmakta, eylemin kandırıcı niteliği daha fazla olmaktadır. Somut olayda sanık tarafından, banka memurlarının haksız şekilde elde edilen şifrelerinin kullanılması suretiyle sahte çeklerin bilgisayara tanıtıldığı, usulsüz virman işlemlerinin yapıldığı ve başka şubelerden, sahte düzenlenmiş olan çekler için karşılık sorulduğunda provizyon verilmek suretiyle bunların ödenmesinin sağlandığı nazara alındığında dolandırıcılık suçunun banka aracı kılınmak suretiyle işlendiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla isabetli olan Yerel Mahkeme direnme kararının diğer yönleri de yasaya uygun olduğundan onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri; "Yerel mahkemenin teselsül hükümlerini uygulaması isabetlidir, ancak suçun mağduru olduğu kabul edilen kamu bankasının aynı zamanda aracı olarak kullanıldığının kabulü isabetsizdir. TCY.nın 504. maddesinin 3. ve 7. bendlerinin somut olayda birlikte uygulanması olanaksız olduğundan, Yerel Mahkeme direnme hükmünün bu değişik gerekçeyle bozulmasına karar verilmelidir." görüşüyle; bir kısım kurul üyeleri ise, "Özel Dairenin bozma kararı yerinde olup, uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün bozulmasına karar verilmelidir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ : Açıklanan nedenlerle diğer yönleri de usul ve yasaya uygun olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 24.10.2000, 07.11.2000 ve 05.12.2000 tarihlerinde yapılan ilk üç müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 12.12.2000 tarihinde yapılan dördüncü müzakerede tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder