MARKA – TASARIM – FAYDALI MODEL – PATENT KONULARINDA GENEL BİLGİ




    Fikri ve Sınai Mülkiyet Hakları kapsamında özellikle sınai boyutunu ilgilendiren konular marka, patent, endüstriyel tasarım, faydalı model, coğrafi işaret ve entegre devre topografyalarıdır. Özellikle Türk Patent Enstitüsü’ne yapılan başvuruların yoğunluğu da değerlendirildiğinde markalar, endüstriyel tasarımlar, faydalı model ve patent başvuruları dikkati çekmektedir.

    Marka başvurularının oranına bakıldığında, Türk firmalarının son 10 yıl içinde bu gayri maddi sınai hakka verdiği önem çok net bir şekilde gözlemlenmektedir. Bu durumda markalaşma bilincinin de yayılmaya başladığı söylenebilir. Ancak özellikle KOBİ’lerin markalaşma sürecinde ileriye dönük olarak ne kadar doğru hareket ettiği bazı örneklerde tartışmalıdır. Mesela sektöründe bilinen bir markanın, başka bir firma tarafından artık “öz”, “has”, “hakiki” gibi tamlamalarla alınmaya çalışılması ne kadar yaratıcı bir çözümdür? Veya böyle bir başvuru, henüz başvurunun ulaştığı ve uzmanın eline ilk geçtiği anda, konunun muhattabı Türk Patent Enstitüsü tarafından nasıl değerlendirilmelidir? Aynı zamanda bu başvuruların diğer bir muhattabı, aslında bir anlamda başvuru sahiplerinin yönlendiricisi olan marka vekilleri ne aşamaya kadar müvekkilllerinin istemleriyle bağlı kalıp “Ne yapabilirim? Müvekkil bu şekilde başvuru yapmak istedi.” diyerek işin içinden sıyrılabilmelidir?

    Akılcı çözümlerle markalaşma sürecinde sektörlerinde maddi değeri her geçen gün artan markaların piyasada yer alması, 2-3 yıl sonrasında hiçbir özelliği olmayan ve başarı elde edememiş bir gayri maddi hak değilde, 20-30 yıl sonrasında bile sağlam bir şekilde ayakta durarak tüketicilerin aklında söz konusu markayla iz bırakabilmek bu konudaki hedef olmalıdır. 10-15 yıl öncesinde Türk firmaları arasında yoğun bir şekilde henüz Türk piyasasına girmemiş ama yurtdışında tanınmış markaların, henüz Türkiye’de tescili yokken, fırsat olarak değerlendirilip marka başvurusu yapılıyorken, ilerleyen zamanlarda sadece eklerle benzer kelimelerinin veya şekillerinin tescilini almaya çalışan firmalar, hukuki sürecin daha da etkili işletilmesi ve ihtisas mahkemelerinin, yargıtayın, doktrinin ve hatta bu konuda emeği geçen hukukçuların başarıları ile tersine çevrilmeye başlamıştır. Hala hukuki süreçten dersini çıkaramamış olanlar hariç, artık kendi firmasını bir bütün olarak en başarılı şekilde ayırt edecek fonksiyona sahip markayı seçerek piyasada rekabet etmeye hazır firmalar var. Bu firmalar üretilen ürünün veya sunulan hizmetin kalitesini önemseyen, tüketicisini koruyan ve verdiği garanti ile tüketiciyi yarı yolda bırakmayan, kendini yenileyen ve akılcı pazarlama teknikleri ile pazar payını genişletmeye çalışan, araştırma ve geliştirmeye önem veren yani duruşuyla ve ticari faaliyetlerinde şeffaflık ve doğrulukla bir noktaya gelmeye çalışanlardır. Bu noktadan sonra aslında biraz da yabancı markalarla değilde Türk firmalarının biribiri ile rekabeti ve birbirilerine karşı hukuki mücadelesi, bu gayri maddi sınai hakkın ne kadar değerlendiğinin de kanıtıdır. Aslında birçok defa örnek gösterilen Amerika bu konuda ne durumda diye bakmakta gerekir. Şu anda dünya çapında tanınmış markaların çoğu (%51) Amerika’da ve bu markaların tamamı ülke ekonomisinin esaslı geliri. Burada aslında işletmenin ve işletenin de ötesinde marka olgusunun öne çıktığı düşünülürse, Türk firmalarının neden sıradan, kısa vadeli planlarla hareket etmemesi gerektiği daha da iyi anlaşılacaktır. Bunun farkında olan ve "birkaç yüz liralık marka başvurusu” demeyip, tescilli markalarına yatırım yapan birçok Türk firmasının yanında, hala ucuz birtakım hesaplarla hareket edenlerin alınacak yasal önlemlerle engellenmesi ülkemizin ticari duruşunu daha da olumlu etkileyecektir.

    Endütriyel Tasarım nedir?

    554 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile koruma altına alınan tasarımlar yine işletmeler için markalarda olduğu gibi kendi sektörlerinde rekabeti sağlayacak diğer bir gayri maddi sınai haktır. 554 Sayılı KHK madde 3’teki tanıma göre "Tasarım, bir ürünün tümü, veya bir parçası veya üzerindeki süslemenin, çizgi, şekil, biçim, renk, doku, malzeme veya esneklik gibi insan duyuları ile algılanan çeşitli unsur veya özelliklerinin oluşturduğu bütünü,...” olarak ifade edilmiştir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere sadece koruma kapsamında olan ürünün görüntüsü değil aynı zamanda yapısı, işlevi, dayanıklılığı gibi birçok özelliği de diğer ürünler açısından ayırt edicilik vasfında kriter olarak ele alınmaktadır.

    Faydalı Model nedir?

    Sınai haklar kapsamında en çok karıştırılmaya müsait olan kavramlar da faydalı modellerdir. Genelde daha az firmanın başvurduğu bir fikri mülkiyet hakkı olan faydalı modeller 551 Sayılı Patent Haklarını Korunmasına İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’de 11. Kısımda koruma altına alınmıştır. 551 Sayılı KHK’nın 154 ila 156. maddelerinde nelerin faydalı model belgesi verilerek korunacağı açıkça belirtilmiştir. Aslında faydalı modeller, bir yerde küçük buluşlar olarak da adlandırılmaktadır. Buradaki asıl gaye, KOBİ’lerin bu neviden buluşlarının patent kapsamında olmasa dahi korunabilmesini sağlamaktır. Buna göre faydalı modeller; yeni, sanayiye uygulanabilir ancak buluş basamağını patentte olduğu gibi tam olarak aşamamış teknolojik ilerlemeler için verilmektedir.

    Patent nedir?

    551 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 5. maddesi uyarınca koruma altına alınan patentler “Yeni, tekniğin bilinen durumunu aşan ve sanayiye uygulanabilir olan buluşlar, patent verilerek korunur.” İfadesi ile tanımlanmıştır. Burada patentin tanımının daha net anlaşılabilmesi açısından buluş nedir sorusunun cevaplandırılması yerinde olacaktır. Buluş, insan zekasının ürünü olan, özel, teknik bir problemin çözümünü sağlayan yenilik unsuru taşıyan fikirdir.(1)

    Burada faydalı model ile patent arasındaki farkı ortaya koyan da buluş basamağının gerçekleştirilebilmesidir.

    Marka nedir?

    Marka 556 Sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 5. maddesinde, "Marka Nedir?" sorusunun cevabı olabilecek nitelikte bir tanımlamadan ziyade, marka olarak kabul edilebilecek unsurlar belirlenmiştir. Buna göre ticari hayatta kullanılabilecek olan markaların unsurları;

"Bir teşebbüsün mal veya hizmetlerini bir başka teşebbüsün mal veya hizmetlerinden ayırt etmeyi sağlaması koşuluyla, kişi adları dahil, özellikle sözcükler, şekiller, harfler, sayılar (Ek ibare: 4128 - 3.11.1995) malların biçimi veya (Değişik ibare: 5194 - 22.6.2004 / m.12) "ambalajları" gibi çizimle görüntülenebilen veya benzer biçimde ifade edilebilen, baskı yoluyla yayınlanabilen ve çoğaltılabilen her türlü işaretleri içerir.”

    Şeklinde belirtilmiştir. Ancak bu madde kapsamında herhangi şekilde marka olabilecek işaretlerin sınırlandırılması yoluna gidilmemiş, aksine örnek kabilinden bir sayım yapılmıştır. Bu durumda işletmeler açısından marka olarak ayırt edici ve tescile kabil her türlü işaret ve yazım tescilin konusu olabilecektir. Bazen de işletmelerin ayırt edici özelliği olmayan ama seneler öncesine dayanan kullanımı sonucunda (örneğin yoğun ve kesintisiz reklam kampanyaları ile tüketicilerin işletme ile markayı bir algılamaları) ikinci anlam kazanması ile belirli bir ayırt ediciliğinin varlığı söz konusu olabilir. Mesela "Digital" kelimesi, bilgisayarlar için açıklayıcı nitelikte olması nedeni ile marka olarak tescili mümkün değildir. Ancak marka olarak tescilinden önce uzun süreli kullanım ile reklam ve pazarlama sonucunda artık tüketiciler bu ürün adını açıklayıcı özelliğinden çok üretici firma ile bütünleştiriyor ve o firmanın çıkardığı ürün olarak tüm ülkede aynı şekilde algılıyor ise o zaman burada kullanım sonucunda elde edilmiş ayırt edicilikten bahsedebiliriz.

    556 Sayılı KHK’nın 5/II’de de markanın mal ve ambalajı ile birlikte tescil edilebileceği konusuna değinilmiştir ki burada kasdedilen piyasada tüketicilere sunulmuş olan ürünün belirgin, akılda kalan ve o markayı çağırıştıran bir ambalajı varsa veya hizmet sektöründe hizmetin sağlandığı yerin kendine özgü iç ve dış görüntüsü varsa bunun da marka olarak korunabileceğidir.

    Son dönemlerde markaların sadece yazım ve şekilden öte; koku, tad ve seslerin de marka olarak tescil edilip edilemeyeceği konuları tartışılmaktadır. Bu konuda 1990 yılında Amerika’da verilen bir karara göre kokuların da marka olarak tescilinin mümkün olduğunu ancak bu konuda bazı şartların oluşmasının gerektiğinin altını çizilmiştir. Örneğin, bir kararda belirli bir ürün çeşidinde kokunun, marka olarak tescili talep edilmiş ve marka olarak tescili talep edilen kokunun müşteri çevresine yapılan reklamlar ve tanıtımları sonucunda akılda kalan bir özelliği olduğu kabul edilmiştir.(2) Yine kokularda olduğu gibi seslerin de marka olarak tescili mümkündür. Buna göre sıkça verilen örneklerden bir tanesi de Harley Davidson motosikletlerin motor sesidir. Burada belli bir ürünün kendine has sesi var ise veya hizmetle ilişkilendirilmiş (reklam müziği gibi) özel olarak hazırlanmış bir sesten bahsedebiliyorsak o zaman marka olarak tescili her zaman mümkündür.

    Görüldüğü üzere sınırlı sayı verilmemiş olan marka tescillerinde ayırt edici özelliğe sahip olduğu müddetçe her işaret, şekil, yazım, koku, ses, yine şartları uygunsa renk, sayı ve hatta harfler koruma altına alınabilmektedir. Ancak burada istisnai durumlar söz konusudur ve bu durumlar da 556 Sayılı KHK’nın 7. ve 8. maddelerinde açıkça sıralanmıştır. Örneğin; tanınmış markalar, dini değerler ve sembolleri içeren markalar, kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı markalar, malın özgün yapısından ortaya çıkan şeklini veya bir teknik sonucu elde etmek için zorunlu olan, kendine malın şeklini veya mala asli değerini veren şekli içeren işaretler, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış marka ile aynı ise veya aynı mal veya hizmetleri kapsaması gibi sayılabilecek, 556 Sayılı KHK’da belirtilen durumlarda, Türk Patent Enstitüsü 7. maddeye dayanarak kendiliğinden veya 3. kişilerin itirazı ile sınırlama getirilebilir.

    Yukarıda 556 Sayılı KHK’da marka tescilindeki sınırlamalara bir istisna getirmek gerekirse, yine aynı KHK’daki 12. maddeden bahsetmek yerinde olacaktır. Buradaki istisna; markanın, 3. kişi tarafından marka sahibinin izni olmaksızın kullanımıdır. Bu maddeye göre 3. kişilerin “iyi niyet ve dürüstlük kuralları çerçevesinde” ticari veya sınai faaliyetlerinde kullanmaları koşulu ile tescilli markayı ad ve adres, cins, kalite, miktar, kullanım amacı, değer coğrafi kaynak, üretim veya sunuluş zamanı veya diğer niteliklerine ilişkin açıklamaları kullanmalarına imkan tanınmıştır. Bu konuda en çok yedek parça işi ile ilgilenen firmaların önceden sıkıntı yaşadığını ama bu maddenin uygulamada doğru yorumu ile söz konusu sıkıntının giderildiğini belirterek örnek verebiliriz. Burada Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin verdiği bir karara göre "Baxkım hizmeti veren işletmeler, kendi işletme adlarını hakim unsur şeklinde yazmak koşuluyla, tescilli bir markayı hangi araçların bakımını yaptıklarını göstermek maksadıyla marka sahibinin iznine gerek olmaksızın tali unsur olarak kullanabilirler." (Yarg. 11. Huk. Dairesi 03.10.2003, 2003/2346 Esas ve 20038743 Karar) diye karara bağlayarak hangi şartlarda tescilli markanın iyiniyetle kullanılabileceğinin altını çizmiştir. Uygulamada yine bu konuda çıkan uyuşmazlıklardan bir tanesi de soyadlarının kullanımıdır. Eğer, daha önce tescil edilmiş bir marka ile soyadı aynı olan bir şahıs varsa, kullanım açısından açık bir şekilde iyi niyetten bahsedilebiliyorsa, o zaman önceki tescilli markanın kullanımı KHK’nın diğer maddelerince ihlal edilmiş sayılamamaktadır.

    Genellikle karıştırılan diğer bir nokta ise ticaret ünvanı ile markadır. Ticaret ünvanının, Ticaret Kanunu’nun 41/I’e göre tanımı, tacirin, ticari işlerinde kullandığı isim olarak tanımlanmaktadır. Ancak marka, bu ticaret ünvanı adı altında faaliyet gösteren işletmenin, mallarında veya hizmetlerinde kullandığı işarettir. Ticaret ünvanı ile markanın aynı olması gerekli değildir. Tüketici, en nihayetinde aldıkları üründe veya yararlandıkları hizmette işletmeden çok ürün veya hizmetin markasına göre seçim yapmaktadır. Tüketicilerin bu seçimlerini belirleyen faktör ise markayı kullanan firmanın sattığı üründe veya verdiği hizmette belli bir kullanım, reklam, ilan, kalite ve yenilikçi politikaya sahip olması ile gerçekleşecektir.

    Firmaların marka seçimlerinde dikkat etmesi gereken konu ise kısa vadeye ve belirli küçük bir kesime hitap etme hedefinden çok ileride yurtdışına açılabilecek, farklı kesimlerden, farklı tüketicilere ulaşacak hedeflerle hareket edilmesidir. Böyle olduğu takdirde firma kendi ürün veya hizmetlerini zaman içerisinde geliştirdiğinde ve belli bir kalite standardına yükselttiğinde, ticari işletmesini gerek yurtiçinde gerekse yurtdışında en iyi şekilde taşıyabilecek ve ifade edebilecek markaya sahip olacaktır.

    MARKA BAŞVURU SÜRECİ

    Marka başvurusunda bulunacak olan firma, 556 Sayılı KHK’da sayılan unsurlar çerçevesinde tescil edilecek markasını belirledikten sonra Türk Patent Enstitüsü’nün belirlediği resmi ücret karşılığında gerekli formu doldurup ve resmi ücreti yatırarak başvuruda bulunabilir. Bundan sonraki süreç ise başvuruyla ilgili eksikler konusunda yapılacak olan şekli incelemedir. Bu konuda herhangi bir eksiklik olamaması halinde 556 Sayılı KHK’nın 7. maddesine göre Enstitü benzerlik araştırması yapmaktadır. Bu araştırma sonucunda bir benzerlik yoksa marka ilana çıkar. Ancak bir benzerlik varsa, o zaman markanın reddine veya kısmi reddine karar verebilir. Bu takdirde aşağıda detaylı olarak inceleyeceğimiz itirazın giderilmesi işlemi başlar. Redde konu olmayan ve resmi bültende ilana çıkan marka başvurusunda da maksat, söz konusu marka başvurusunda, 3. kişilerin itirazlarını gerektirecek durumun varlığının saptanabilmesi içindir. 3 aylık ilan süresince herhangi bir itiraza konu olmayan marka için herhangi bir noksanı varsa tamamlanır. Bundan sonra da Enstitü tarafından tescil belgesi için gerekli resmi harcın yatırılması ile marka tescili süreci tamamlanmış olur.

    MARKALARDA İTİRAZ

    İtiraz sürecinin nasıl işlediğine değinmeden evvel, özellikle dikkate alınması gereken nokta, marka ve patent vekillerinin varlığı sebebidir. Vekiller, oluşabilecek bu itiraz süreçlerinin en aza indirgenmesi içindir. Eğer marka başvurusundan evvel mevzuata uygun bir yönlendirme olursa, gelebilecek itirazlar ya en başta tamamen ortadan kaldırılmış olur ya da herşeye rağmen itiraz oluşursa, bu itirazın giderilmesi daha kolay olur. Bu nedenle sıradan bir işaret seçmekle ve bunun sağlaması yapılmadan hareket etmek başvuru sahiplerinin maddi kaybının yanında, zaman kaybına da sebebiyet vereceği her zaman akıldan çıkarılmamalıdır.

    Marka başvuru sürecinde yukarıda değinildiği üzere iki tür marka itirazı söz konusu olabilecektir. Birincisi, 556 Sayılı KHK’nın 7. maddesi çerçevesinde Türk Patent Enstitüsü’nün kendiliğinden reddine konu olan itirazlar ve ikincisi ise ilan sürecinde 3. kişilerin itiraz sebepleridir. 3. kişiler 7. madde de sayılanlar hariç 8. maddede sayılan nispi red sebeplerini de ileri sürebilirler. 556 Sayılı KHK’nın 7. maddesi kapsamında bir marka başvurusunun redde konu olması için sayılan gerekçeler:

"a) 5 inci madde kapsamına girmeyen işaretler,

b) (Değişik: 5194 - 22.6.2004 / m.13) Aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetle ilgili olarak tescil edilmiş veya daha önce tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer olan markalar,

c) Ticaret alanında cins, çeşit, (Ek ibare : 4128 - 3.11.1995) "vasıf", kalite, miktar, amaç, değer, coğrafi kaynak belirten veya malların üretildiği, hizmetlerin yapıldığı zamanı gösteren veya malların ve hizmetlerin diğer karakteristik özelliklerini belirten işaret ve adlandırmaları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar,

d) Ticaret alanında herkes tarafından kullanılan veya belirli bir meslek, sanat veya ticaret grubuna mensup olanları ayırt etmeye yarayan işaret ve adları münhasıran veya esas unsur olarak içeren markalar,

e) Malın özgün doğal yapısından ortaya çıkan şeklini veya bir teknik sonucu elde etmek için zorunlu olan, kendine malın şeklini veya mala asli değerini veren şekli içeren işaretler,

f) Mal veya hizmeti niteliği, kalitesi veya üretim yeri, coğrafi kaynığı gibi konularda halkı yanıltacak markalar,

g) Yetkili mercilerden kullanmak için izin alınmamış ve dolayısıyla Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesine göre reddedilecek markalar,

h) Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi, kültürel değerler bakımından halka mal olmuş ve ilgili mercilerin tescil izni vermediği diğer armalar, amblemler veya nişanlar içeren markalar,

ı) Sahibi tarafından izin verilmeyen Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesine göre tanınmış markalar,

j) Dini değerleri ve sembolleri içeren markalar,

k) Kamu düzenine ve genel ahlaka aykırı markalar."

    Olarak sayılmıştır. Eğer red kararı bu konulardan birini ilgilendiriyorsa o zaman firmanın bu itiraza karşı süresi içerisinde itiraz etme hakkı mevcuttur. Türk Patent Enstitüsü Yeniden İnceleme ve Değerlnedirme Kurulu’nun bu itirazın iptaline ilişkin dilekçeyi red veya kabul hakkı vardır. Başvuru sahibi tarafından yapılan itirazın iptali taleplerini yerinde görürse marka başvurusu kaldığı yerden devam eder. Ancak bu talepleri yerinde görmezse, Kurulca verilen red kararınına karşı yetkili ihtisas mahkemesine gidilmesi gerekir.

    İlana çıkan marka başvurularında ise 3. kişilerin itirazlarını bazı durumlarda Türk Patent Enstitüsü kendiliğinden reddedebilir. Bu konuda ek olarak 556 Sayılı KHK’nın 8. maddesinde belirtilen nispi red sebepleri aşağıdaki gibidir:

    "Tescil edilmiş veya tescil için başvuru yapılmış bir markanın sahibi tarafından itiraz yapılması durumunda, aşağıdaki hallerde marka tescil edilemez:

a) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı ise ve aynı mal veya hizmetleri kapsıyorsa,

b) Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa.

    Marka sahibinin ticari vekili veya temsilcisi tarafından markanın kendi adına tescili için, marka sahibinin izni olmadan ve geçerli bir gerekçe gösterilmeden yapılan başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine red edilir.

    Tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kulanılan bir başka işaretin sahibinin itiraz etmesi üzerine, tescili istenen marka, aşağıdaki hallerde tescil edilmez.

a) Markanın tescili için yapılan başvuru tarihinden önce veya markanın tescili için yapılan başvuruda belirtilen rüçhan tarihinden önce bu işaret için hak elde edilmiş ise,

b) Belirtilen işaret, sahibine daha sonraki bir markanın kullanımını yasaklama hakkını veriyorsa.

    Marka, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir markanın aynı veya benzeri olmakla birlikte, farklı mallar veya hizmetlerde kullanılabilir. Ancak, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın, toplumda ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarına zarar verebileceği veya tescil için başvurusu yapılmış markanın ayırt edici karakterini zedeleyici sonuçlar doğurabileceği durumda, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu daha önce yapılmış bir marka sahibinin itirazı üzerine, farklı mal veya hizmetlerde kullanılacak olsa bile, sonraki markanın tescil başvurusu reddedilir.

    Tescil için başvurusu yapılmış markanın, başkasına ait kişi ismi, fotoğrafı, telif hakkı veya herhangi bir sınai mülkiyet hakkını kapsaması halinde, hak sahibinin itirazı üzerine tescil başvurusu reddedilir.

    Ortak ve garanti markalarının sona ermesinden itibaren üç yıl içinde ortak marka veya garanti markası ile aynı veya benzeri olan marka tescil başvurusu itiraz üzerine reddedilir.

    Bir markanın yenilenmeme nedeniyle koruma süresinin dolmasından sonra iki yıl içerisinde aynı veya benzer markanın, aynı veya benzer mal ve hizmetler için yapılan tescil başvurusu itiraz üzerine reddedilir."

    Eğer Türk Patent Enstitüsü 3. kişilerin, 7. veya 8. maddeler çerçevesindeki itirazlarını yerinde görürse, marka başvuru sahibinin bu itiraza karşı savunmasını alır. Başvuru sahibinin, konuya ilişkin savunmasını değerlendiren Markalar Dairesi, itirazın yerinde olmadığına karar verirse ve 3. kişi bu karara tekrar itiraz etmezse, marka için tescil süreci devam eder. Ancak Markalar Dairesi, itirazı yerinde görürse veya 3. kişilerin itirazlarında direnmesi halinde konu Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’na gider. Bu aşamada Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu’nun vereceği itirazın reddi kararı marka başvurusunun devamına, itirazın kabulü kararı ise yine yetkili ihtisas mahkemesinde bu itirazın ortadan kaldırılması süreciyle devam eder.

    Marka başvurusunun yapılmasından sonra herhangi bir itiraza uğranılmaması halinde toplam tescil süreci yaklaşık 10 ay içerisinde sonuçlanmaktadır. Bu süresinin uzaması veya kısa olması tamamen TPE Markalar Dairesi’nin yoğunluk durumuna bağlıdır. Sonuncunda da 10 yıl süre ile marka koruma altına alınmış olur ve her 10 yılda bir yenileme ile bu koruma senelerce devam ettirilir.

    3. kişilerin itirazlarında, ilandaki markaya itiraz konusunda özellikle marka ve patent şirketlerinin marka takip programları sayesinde benzer mal veya hizmetlerde aynı veya birebir benzer markaların ortaya çıkarılması ile hareket edilmektedir. Burada kullanılan programlarda bazen itiraz edilmesine gerek olmayan marka başvurularının öncelikle marka vekilleri tarafından ayırt edilmesi hususu, kanunun vekillere tanıdığı sorumluluk ilkesi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu tür durumlarda, benzer olduğu ve ileride ticari hayatta tüketiciler nezdinde iltibasa yol açabilecek markaların ilan aşamasında itirazı konusunun iyi bir şekilde irdelenmesi gerekmektedir. Bunun içinde marka vekili tarafından müvekkili ile itiraz edilecek olan marka hakkında karşılıklı görüşüp muhtemel olasılıkları gözden geçirmeleri gereklidir. Tescilli marka sahipleri, her marka başvurusuna yeterince düşünüp değerlendirmeden itiraz etmek istediğinde veya bu şekilde hareket etmeleri sağlandığında aslında sadece fazladan para harcayarak maddi kayba uğramaktadırlar. Bunun yanında da zamanında ilana çıkan marka başvurusuna itiraz etmeyen tescilli marka sahipleri tüketicilerin, söz konusu ilandaki markanın tesciliyle beraber piyasada karıştırılması nedeni ile sıkıntı yaşayıp, bu sefer de ihtisas mahkemelerinde daha uzun süren ve maddi açıdan daha külfetli olan davalarla uğraşmak zorunda kalmaktadır. Bu nedenle öncelikle tescilli marka sahipleri, tescil sonrası markalarını iyi bir şekilde takibe almalılar ve benzerlik nedeni ile veya 556 Sayılı KHK’da sayılan sebeplerle zarar vereceği düşünülen henüz başvuru aşamasındaki diğer firma markalarının, erken zamanda olumsuz etkilerinin bertaraf edilmesine çalışmalıdırlar.

    TANINMIŞ MARKALAR

    Markaların, tanınmış marka statüsüne gelmesi elbette belli bir zamanı, yatırımı ve belirli ölçüde kitleye hitap etmeyi gerektirmektedir. Türk Patent Enstitüsü’nde yeni tescil edilmiş olan bir markayı düşünün. Aslında bu marka sıradan bir markadır. Ancak piyasada belli bir kullanım sonucu, belli bir çevreye ulaştığında ve talep edilir hale geldiğinde, sektöründe bilinen bir markadan bahsedebiliriz. Bu aşama, önceden sıradan olan markamızın tanınmış marka olduğunu henüz göstermez ama tüm yurtiçi piyasada bilinir hale gelmesi ve ihracat yolu ile birçok ülkede kendini kanıtlamasıyla (reklam, pazarlama vs. kullanımı) tanınmışlık seviyesine gelir. Bu seviye son aşama olarak kabul edilmemelidir. Çünkü söz konusu firma markası ile sattığı ürünlerde veya verdiği hizmetlerde esas olarak hitap ettiği çevrenin dışında da tüketicilerin zihninde kalıcılık yaratmışsa, o zaman tanınmışlık derecesi bir kademe daha artar ve eğer o marka artık, tüm dünyada kullanılsın veya kullanılmasın herkes tarafından duyulduğunda veya görüldüğünde tereddütsüz biliniyorsa, o zamanda dünyaca tanınmış markanın varlığından bahsedebiliriz.

    Aslında tanınmış markalarla ilgili yukarıda yapılan anlatım gibi 556 Sayılı KHK’da herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Ancak bu konuda 7. madde kapsamında Paris Sözleşmesi 1. mükerrer 6. maddesine atıfta bulunularak, Paris Sözleşmesi’nin ifadesiyle "herkesçe bilindiği mütalaa edilen” markaların üye devletlerde korunacağı hükmünden hareketle, Türkiye’de yabancı tanınmış bir marka, tescilli değilse, o zaman söz konusu sözleşmeye bağlılık çerçevesinde tescilli bir marka gibi korunacağı koruma altına alınmıştır. Burada önemli olan söz konusu tanınmış markanın Türkiye’de bilinebilir olmasıdır. Mesela 5-6 tane Avrupa Birliği ülkesinde tanınan ama Türkiye’de henüz adını duyuramamış markalar mevcuttur. Bu markaların, 556 Sayılı KHK’nın 7/i maddesi kapsamında değerlendirilmesi doğru olmayacaktır. Tabi bu değerlendirmeyi yaparken, çok detaylı olarak inceleme yerinde olacaktır. Çünkü bazı ürün veya hizmetler, doğrudan en son kullanıcıyı ilgilendirmeyebilir veya kullanıcı kitlesi küçük çocuklar bile olabilir. Dolayısıyla, markanın ulaştığı kanallar ve bu kanalların en son bağlantıları kimlerdir gibi soruların cevaplandırılması gerekir.

    Tanınmışlık konusunda Türk Patent Enstitüsü’nin sayfasında tanınmışlık kriterleri mevcuttur. bu kriterleri karşılayabilen bazı Türk firmaları “Tanınmış Markalar Listesi” nde yer almıştır. Ancak bu listede zaman içinde yenileme yapılması ve halihazırdaki markaların hala bu kriterlere uyup uymadığının tespiti gereklidir. Tanınmışlık konusunda mahkemece verilmiş bir karar olabilir. Her iki durumun varlığı, Türk markaları için tanınmışlık kriterinin saptanması açısından faydalı ama tek başına yeterli değildir.

    MARKA SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER:

Firma sahiplerinin tescil ettirecekleri markada en fazla korumadan yararlanabilmesi için öncelikle kendi sektörlerini, ürün veya hizmetlerini açıklayıcı, tasvir edici markaların seçiminden kaçınmaları gerekir. Bu türden markalarda her ne kadar kullanım sonucu ayırd edicilik ilkesi benimsenmiş olsa da, herhangi bir dava ile karşı karşıya kalındığında, ayırd ediciliğin kazanıldığı konusunda ispat zorlu olabilir.

Markanın tescilinden sonra aynı veya benzer markalarla yapılan başvuruları engellemenin, ileride marka sahiplerine faydası olacaktır.

Bir marka tescil edildikten sonra 5 yıl süreyle kullanılmaz ise, markanın iptali talep edilebilir. Bu durumda marka sahipleri, elde ettikleri tescilin 10 yıl ve yenilemelerle beraber sonsuza kadar hiçbir fiili kullanım göstermeksizin kendilerine ait olduğunu düşünmemelidirler.

Son zamanlarda marka-endüstriyel tasarım-faydalı model-patent başvurularındaki yoğunluk nedeni ile piyasada faaliyet veren birçok marka- patent ofisinin varlığı söz konusudur. Ancak bu yoğunluk nedeni ile marka- patent şirketleri arasındaki rekabette bazen vekiller üzerine düşen sorumlulukları tam olarak yerine getiremeyip hak kayıplarına sebebiyet verebilmektedirler. Dolayısıyla başvuru sahipleri için marka-patent şirketi ile işe başlama konusunda dayanak noktası öncelikli olarak ucuz vekillik ücreti değil, sağlam referans olmalıdır.

Firma tarafından seçilen marka, kullanım sonucunda her ne kadar ayırt edici niteliğe sahip olsa da belli bir süre sonra o ürün veya hizmet için jenerik ad haline gelebilir. (Selpak veya Gillette örneğinde olduğu gibi) Ancak 556 Sayılı KHK’nın 10. maddesine göre marka sahibinin, jenerik ad haline gelen bu markasını koruma atına alıp, sıradan bir marka olarak kullanımı engellenebilir. Burada önemli olan marka sahipleri kendi kusuru ile markanın jenerik ad haline gelmesine sebebiyet vermemesidir. Marka sahibinin kusuruyla marka jenerik ad haline gelirse, 3. kişiler hükümsüzlük talebinde bulunabilirler. 25.08.2008

(1) Şehirali, Feyzan Hayal; Patent Hakkının Korunması, Ankara 1998, s:7.

(2) In Re Clarke 17 U.S.P.Q. 2d 1238 (TTAB 1990)


HAZIRLAYAN
Marka ve Patent Vekili
Av. Aslı Karataş

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İflasın Kaldırılması

TMK m.724'e mesnetle malzeme sahibinin temliken tescil talebinin kabul edilebilmesi için

ÇEKLERDE KEŞİDE YERİNİN KISALTILARAK YAZILMASININ HUKUKİ DEĞERLENDİRMESİNİ YAPAN İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARININ YENİ TÜRK TİCARET KANUNU KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ