Hukukta Pratik Olayları Nasıl Çözmeli
06 Ağustos 2012 Pazartesi 11:00
(20 başlık uzun gözükse de bir hukukçuyu sıkmayacak şekilde kaleme alınmış bir eserdir.)
Pratik Hukukta Metod Profesör Ernst E. Hirsch'in(d. 1902-1985)
''Pratik Olayları Nasıl Çözmeli, Pratik Hukuka Nasıl Yaklaşmalı? ''
1. Olayı Saptayın. “Ne olmuş, kim, nerede, ne zaman, ne için, nasıl, ne yapmış” sorularına verilecek yanıt önemlidir.
2. Sorunun özünü tahlil edin, incelemeye sorudan hareket ederek
başlayın ve ne sıfatla cevap vereceğinizi bilin. Müdafi misiniz? Savcı
mısınız? Yargıç mısınız? Müdahil vekili, suçtan zarar gören ya da tanık
mısınız? Kimsiniz?
3. Karar vermeden önce olaya uygulanacak hukuku yer ve zaman
bakımından araştırın. Neredeyiz? Kimin hukukunu uyguluyoruz?
Patagonya’da mı? Yoksa Hawaii adalarında mı? Hangi suçlar işlendikleri
yerden bağımsız olarak takip edilebilir? Araştırın.
4. Talep hakkını ve bu hakkın dayandığı esasları tahlil etmeden nitelemeye girişmeyin. Öyle ya. Kim ne istiyor?
5. İddia ve savunmanın dayanabileceği hukuksal ilişkiyi saptayın,
bu bağlamda öncelikle tüm mantıksal olasılıkları gözden geçirin.
6. Bu ilişki olaydan hemen çıkmıyorsa bunu sistematik şekilde arayın.
7. Şema yapmadan hüküm vermeyin:
Kim (örneğin Savcı, Hakim, Sanık, Tanık, Müdafi vs.)
Nerede? (Muhakemenin hangi safhası ya da olayın hangi bağlamı içinde?)
Ne Zaman?
Nasıl?
Ne için?
8. Hukuki ilişkinin kanuni koşullarını kontrol ediniz (her tedbirin
bir hukuku vardır) Örneğin arama önleminin uygulama alanı
bulabileceğini düşünmüşseniz, kanuni koşulları, dayandıkları madde ve
diğer madde ve yasalarla iliskisi bağlamında değerlendirip, tek tek
denetleyin. Maddede sayılan koşulların hukuksal anlamlarını, öğreti ve
yargısal anlamda inceleyin ve anlamlandırın.
9. Olayı aydınlatmadan hüküm vermeyin (ihtimallerle çalışmayı
bilin, “A gerçekleşmişse B de gerçekleşmiş olabilir”; “C
gerçekleşmemişse D gerçekleşmiş olabilir” gibi…)
10. Talep hakkını mümkün mertebe çeşitli hukuk ilişkilerine
dayandırmaya çalışın. Hakkın kaynağı, “bu müessese de olabilir şu da
olabilir” gibi. “Fiil şu suçu da oluşturabilir, bu suçu da” gibi!
“İşlem, şu işlem de olabilir o da” gibi. Olayda akla gelebilecek tüm
hukuksal ilişkilerin unsurlarını ya da gereken muhakeme işleminin
gereklerini gözönünde bulundurarak olayı çözümler isek neyin ne olduğunu
anlarız. Bazen bir olayda tek ilke ya da yasa değil birden fazla ilke
ya da yasa, tüm unsurları ile birlikte uygulanmak gerekir. Uygulamaya
öncelikli olan yasa veya ilkeden başlayınız.
11. Davanın koşulları ile davanın dayanağını, davanın açılmasına
engel olan ilk itirazlar ile def’ileri, hak düşürücü süreleri, ayırt
etmeye dikkat ediniz.
12. Davaya yol açan olayın bir çok alt-vakıadan olusabileceğini
unutmayın. Kimi zaman kronolojik bir şema, kimi zaman kişilere göre
şema, kimi zaman yapılan işlemlere ilişkin şema, kimi zamansa bunların
bir kombinasyonu gerekebilir analiziniz için.
13. Uyuşmazlığı tam olarak açıklayın. Uyuşmazlığı yeniden izah
ederken, hukuksal nitelemeler yapın. Olayda “ele geçirilmiş” şüpheliden
sözedilebilir. Siz özetlerken “tutuklanmış” ya da “yakalanmış” kimseden
sözedin. Olayda “mal zaptedildi” denebilir. Siz, “el konuldu” ya da
koşulları uygunsa “müsadere edildi” deyin. Ancak bilin ki bir hale isim
koymak kolay bir iş değildir; bir ön incelemeyi gerektirir. Zaptedildi
lafını elkoyma olarak adlandırmadan önce bir ön incelemeye tabii tutun.
İsmi konulacak işlem acaba tam olarak ne olabilir, inceleyin.
14. Çözüme ve yazıya başlamadan önce çözümün ya da yazının planını
(”içindekiler” kısmını ) ortaya koyun. Düşüncelerinizi bir plan
dahilinde açıklayınız.
15. Savlar ve savların dayanağı olan bilgi ve düşünceler arasındaki teselsüle büyük önem verin.
Lüzumsuz veya alakasız;
gereksiz ve hüküm için bir etkisi olmayan;
usulsüz veya kabul edilemez olan;
yanıltıcı veya mesnedsiz bir biçimde sadece bir tek cevabı haklı kılan;
kafa karıştırıcı veya çok erken söylenmiş ya da fazlalık olan;
yanlış veya uygunsuz;
önyargılı;
aslı ya da kaynağı ortada olmayan (örneğin kulaktan kulağa söylenerek yayılmış)
iddialarda, ifadelerde bulunmayın.
16. Az ve ölçülü yazın ve konuşun (Ben bu kurala kolay kolay uyamıyorum!).
17. Konuyla ilgili olmayan argümanlar getirmeyin ve karşı taraf
bunları getirmişse “konumuzla ilgisi yok” diyerek geri çevirmesini
bilin. Ama tabii neden konumuzla ilgisi yok, onu da bilin!
18. Özellikle kısa süreli açıklamalarda, sınavlarda ya da acil
başka usuli işlemlerde ayrıntıları bir tarafa bırakarak yalnızca can
alıcı noktaları kısaca izahla yetinin. Örneğin sanık Saadet’in
tutuklanmasına ilişkin sulh yargıcı önündeki duruşmada Saadet’in
katılması gereken çok önemli bir toplantı olduğundan değil, üzerine
isnad edilen suçla ilgili bir delil (örneğin tanık) bulunup
bulunmadığından, kuvvetli şüphenin söz konusu olup olmadığından bahsedin
veya kaçma ya da delilleri karartma şüphesini çürütecek bilgilerden
sözedin. Böyle bilgiler yoksa, Saadet’in müdafii sıfatı ile hareket
ediyorsanız, onun haklarına en az müdahale oluşturacak durumları talep
edin (örneğin “teminatla salıverme” gibi ). Konu dışına çıkarak değerli
zamanı harcamayın.
19. Fikrinizi açık olarak anlatın. Hakimler, uzun uzun “taraf”
dinlemeyi pek sevmiyorlar ve Türkiye’de duruşmalar, ne yazık ki yargıcın
karar verme yolunda gerçek bir izlenim edinmesini sağlayabilecek bir
süreklilikte ve kıvraklıkta yürütülmüyor! Duruşmaya “patır kütür”
girilip “patır kütür” çıkıldığı için, bir müdafiin savunma becerilerini
duruşmada kullanabilmesi kolay değil. Bununla birlikte, özellikle yazılı
ifadeler açısından, diliniz ve üslûbunuz herkesin özel bir çaba
göstermeden, üzerinde muhakeme etmeden anlayabileceği bir nitelikte
olmalıdır. Verdiğiniz dilekçeleri, cevapları, hazırladığınız
açıklamaları birkaç kere okuyup sadeleştirmekte yarar vardır.
Dilekçelerde merhamete sığınan veya hamasi nitelikteki tümce ve
nidaların yargıçlar nezdinde nasıl bir etki yarattığını sınama fırsatım
olmadı ama eğer bu gibi ifadelerin yazarı son derece yetenekli bir
kalemşör değil ise, bu ifadeler çoğunlukla sinir bozmaktan başka bir işe
yaramamaktadır! Avukatlar zaman zaman, müvekkillerinin “taşı gediğe
koyma” arzularını tatmin etmek ya da karşı tarafa “haddini bildirmek”
için bu gibi ifadelere başvurabiliyor. Ölçülü bir şekilde kullanılırsa
bunların kimseye bir zararı yoktur, hatta yararları bile olduğu
söylenebilir. Bununla birlikte, bütün dilekçe, yazım yanlışları ile dolu
bir “sinir harbi” anlamına eriyorsa, ortada bir ifade veya yaklaşım
zaafı olduğu söylenebilir.
20. Özellikle ceza muhakemesi hukuku bakımından Anayasal veya
uluslararası ya da uluslarüstü temel ilkeleri ve temel “orantılılık
ilkesi”ni gözönünde bulundurmak gereklidir. Orantılılık, bir yasa, karar
ya da işlemin istenen sonucu doğurmaya UYGUN olması, bu sonuç için
GEREKLİ ya da ZORUNLU olması ve kısıtladığı haklara ÖLÇÜLÜ bir müdahale
oluşturması anlamına gelir. Ceza hukuku ile insan hakları arasındaki
sıkı bağı görmezden gelmek, müdafi açısından büyük eksiklik olur
kanısındayım.
Takdir edersiniz ki görünüşte her türlü teknik kurala uygun, hatta
akrobatik yorum teknikleri ile verilmiş bir karar ya da yapılmış bir
işlem de “HAKSIZ” olabilir. Bu durum, özellikle işlemin dayandığı yasa
kuralının etik ilkelere dayanmadığı ya da işlemi yapanın yetkili
olmadığı, usulün hiçe sayıldığı ya da çok eksik uygulandığı vb. hallerde
söz konusu olur. İnsan olabilmenin ve insanca davranmanın etik ilkeleri
yasal metinlere tümü ile geçmiş değildir. Ama yaşadığımız çağa göre
sınırları az çok belirlidir. İnsanlığın en temel ilkelerine aykırı hiç
bir işlem, ne kadar kanuni olursa olsun hukuka uygun değildir. Hiç
unutmayın! Çünkü bir gün fena hatırlatabilirler! Profesör Ernst Hirsch,
bir gün birilerinin kendilerine hesap soracağını akıllarına dahi
getirmeyen, pek yasal bir barbarlık düzeninden kaçarak Türkiye’ye
gelmişti. Ama bütün Avrupa’ya “diz çöktüren” (!) o düzen de bir gün
yerle bir oldu ve yapılan yargılamalarda uygulanan kurallar “insan
olanın bilmesi gereken evrensel ilkeler” oldu, yasal metinler değil…
Vedat Soğukpınar / facebook
Vedat Soğukpınar / facebook
Yorumlar
Yorum Gönder